Yatağında ölemeyen lânetli hanedan

Ürdün sarayına bir veliahd kâbusunun çökmesi ve Kral Hüseyin’in kardeşi Hasan’ı azledip yerine yarı İngiliz olan oğlu Abdullah’ı getirmesi dünyanın gündemine yerleşince, Ürdün Krallığı’nın kurucularının geçmişini yazayım dedim… (…)

Kral Hüseyin’in büyük dedesinin ismi ‘‘Hüseyin bin Ali’’ydi ve biz ona ‘‘Şerif Hüseyin’’ derdik. ‘‘Şerif’’ unvanını taşırdı, zira peygamber soyundan geldiğine inanılırdı. 1856’da Mekke’de doğdu. Sultan Abdülhamid’in iktidar senelerinde ‘‘Bağımsız bir Arap devleti kurup bütün Araplar’ı tek bir bayrak altında toplamak’’hevesine kapıldığı ve bu iş için İngilizlerle temasa geçtiği anlaşılınca İstanbul’a getirilip göz hapsine alındı. Şehirden ayrılması, hatta evinden dışarıya adım atması bile yasaktı. Yıllarca böyle yaşadı ama Abdülhamid’i devirip iktidara gelen İttihadçılar akıl almaz bir iş yaptılar: Hüseyin ‘‘Emir’’ unvanıyla Mekke’ye yollandı, yani kurda kuzu emanet edildi.

Derken imparatorluk Birinci Dünya Savaşı’na girdi ve Hüseyin’in hayalleri de ‘‘Arap isyanı’’ şeklinde yavaş yavaş hakikate dönmeye başladı. Bunda Londra’dan yollanan ve meşhur Lawrence’in dağıttığı altınların etkisi büyük oldu; Hüseyin1916’nın 9 Eylül’ünde kendisini ‘‘Hicaz Kralı’’ ilân etti, bir ‘‘isyan’’ ve ‘‘cihad’’bildirisi yayınladı. ‘‘…Türkler dinden çıktılar. …Araplar’ın Türkler’e karşı cihadı farzdır…’’ diyordu.

(…) Ölüm döşeğinde sayıklarken ‘‘Osmanlı’ya kılıç çekmemeliydim’’ dediği ve lânete uğrama endişesi içerisinde olduğu rivayet edildi ama aradan geçen seneler bu rivayetleri de, endişeleri de haklı çıkardı. Kendisinden sonra tahta geçen çocuklarıyla torunlarının hiçbiri yataklarında can veremedi… Okumaya devam et “Yatağında ölemeyen lânetli hanedan”